Değişim Ve Dönüşüm Sözle Değil Eylemle Başlar(!)

İnsanlara, genel olarak söyleyecek olursak tüm yeryüzü sakinlerine huzur ve barış içinde yaşam sanki haram gibi görülüyor.

Hem ülkemiz ekseninde hem de dünya ekseninde bakıldığında, gelecek bağlamında biz yeryüzü sakinlerini iyi günler beklemediği ifade edilebilir. Pekâlâ, şerh koyalım. Umudumuzu hep iyiliğin ve barışın hüküm süreceği bir dünya için koruyoruz. Bu iyi niyete ve itidale sahip olmak demek, olabileceklere hazırlıklı olmamız gerektiğini de göz önünden uzak tutmamalı.

Türkiye’de yaşananlara bakıyoruz, sorunlar çözümlenmeden “palyatif tedbirle” bir süreliğine soğutulduğundan, gün bitmeden yeni bir güne başlarken ardı sıra biriken problemlerle boğuşmak durumunda buluyoruz kendimizi.

Yıllardır rasyonaliteden öte popülist politikalara öncelik verildiğinden, seçimlerden önce vaat ve vaaz yarışına girerek, toplumun gazına almak adına ellerinden gelen maharetleri gösteren siyasetçiler, her nedense Ankara’da statükoya teslim olunan koltuklara oturduklarında, kendilerinin varlık sebepleri olan seçmenlerini, daha geniş bakış açısıyla ifade edecek olursak halkını unutmaktalar.

Türkiye’de anlamlı bir değişme ve gelişme yaşanamamasının gerekçesi hem siyasetçi profilinin zihniyetinin değişmemesi hem de seçmen tabanının kendilerinin gücünün farkında olamamalarıdır. Yıllardır ülkemizde seslendirilen eksiklik nedir? Ekonomik olarak büyümenin Türkiye’yi şaha kaldıracak ölçekte ve düzeyde planlanmamasıdır. Hem politik olarak bakıldığında hem de iktisadî olarak bakıldığında, Türkiye’de “değişmeyen tek şeyin değişim” değil “değişmemede” inat yönünde olduğudur.

Günlerdir kamuoyunun önüne konan meseleler dikkat ederseniz memleketimizin yıllardır içinden çıkamadığı sorunlardır. İşte en son yeni bir anayasa yapılmasından dem vuruluyor. Yıllardır yeni bir anayasa yazımının ve yapımının bir “niyetinden” bahis açılmasına rağmen, inisiyatif alarak eyleme dönülememesi, kanımca, siyasi partilerin bu anayasa hususuna gönülden inanmamalarının bir sonucudur.

Kestirmeden soralım… Yeni bir anayasa yazılsa bile Türkiye’de neyi değiştirecektir?

*  *  *

Yeni bir anayasa yapımının, Türkiye’deki insan hak ve hürriyetlerine olan katkısına bugün ülkemizde vatandaşlarımızın yüzde kaçı inanmakta ve samimi bulmakta? Elinizi vicdanınıza koyarak ifade edecek olursanız, ülkemizde adalet ve yargılama veçhelerinden epeyce sorunun ve gecikmelerin yaşandığını söyleyebiliriz. Emeklilerin durumundan tutunda çalışan emekçi sınıfların sosyo-ekonomik ve sosyo-kültürel ödev ve yükümlülükleri noktasında, yapılabilecek bir anayasada ne vaat ediyorsunuz? Özellikle Türkiye’de en büyük açmaz, muhalefet partilerinin toplumun gözünde gelecek dönemlerde işbaşına gelmeleri durumunda ne yapacaklarının belirsiz olması!

Muhalefet partileri toplum nazarında bir açmaz. Neden? İktidar partisinin icraat ve politikalarına sadece basın mikrofonlarından ya da meclis kürsülerinden laf yetiştirmeyi, siyaset üretimi zanneden bir muhalefet zihniyeti var. AK Parti iktidarının icraatına veya politikasına karşıt eli ayağı yere basan tutarlı bir kontra atraksiyon oluşturamadıklarından, kamuoyunda sadece lafebeliğine soyunmuş bir cephe olarak addediliyorlar. En son tahlilde yükselen enflasyon düzeylerinde emeklinin ve emekçinin ezdirilmemesi niyetiyle yapılan maaş zamları tartışmalarında bile, özellikle ana muhalefet partisi CHP inisiyatif alamıyor. İzlediğim ve takip ettiğim uzman iktisatçılar, Cumhuriyet Halk Partisi’nin parasal mevzulardaki biz olsaydık işte şu kadar verirdik (mesela emeklilere 15.000 TL verilmesi) cümlelerinin altının inandırıcılıktan ve matematik biliminden uzak olması hasebiyle haklı eleştiriler yöneltmekteler.

Bu bakımdan Türkiye’de zihniyet değişmeli. Bugün ileri ve yüksek teknolojinin yaşamları sarıp sarmaladığı bir çağdayız. 70/80’li yılların kasabavari popülist siyasetçi profiliyle de zihniyetiyle de varılabilecek menzil, yıllardır ikrar edilen yerdir. Düşük gelirli gelişmekte olan bir Ortadoğu ülkesi. Bugün siyasetçilerimize içerliyor ve kızıyoruz. Ezber bir cümledir: “Bu politikacılar uzaydan gelmedi, bu toplumun içinden çıktılar.” Post-modern toplum üstü aşamaya geldiğimiz hakikatini unutmayacağız. Ama ne ki Türkiye hâlen post-modern toplum karakteristiklerini içselleştiremediğinden ve Batı cephesi çoktan post-modern toplum aşamasını tamamlayarak bir üst merhale yönünde yol alırken, bizler hep arkadan icabet etmekteyiz, her ne yaşanıyorsa.

HAYAT bu kadar zor bir deneyim mi? Ulu önderimiz MUSTAFA KEMAL ATATÜRK’ÜN tayin ettiği müreffeh toplum olmak, atla deve mi? Özellikle Atatürk’ün 1923-1938 yılları arasında yaşama kattıklarına bakarak, durup yeniden tefekkür etmekte fayda var.   

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Erhan Salman - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Elazığ'da Bugün Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Elazığ'da Bugün hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Elazığ'da Bugün editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Elazığ'da Bugün değil haberi geçen ajanstır.