Notlar

featured

Önümüzde yaşanmamış, duyumsanmamış yıllar var. Tabii ki yaşadığımız müddetçe sorunlarımız olacak. Ayrılıklarımız ve farklılıklarımız olacak. Ama, bu durum, ortak bir paydada buluşmaya engel mi?

Şöyle doğru düzgün oturup konuşabilsek, çözümlenmeyecek meselemiz olmadığını da göreceğiz. Doğu Akdeniz’de “derin politikalar” sürdürülüyor. Cari iktidarın politikasını beğenmeyebiliriz. Eleştirebiliriz. Ama, öte yandan “gerçekçi” olmak durumundayız. Burnumuzun dibinde, Amerika Birleşik DevletleriRusyaFransaYunanistanİsrailMısır vb. devletler birtakım ortak hedefler içinde olacak… E biz de seyredecek miyiz?

Emperyalizm hükmünü sürdürürken, hegemonyasını dayatırken, sınırlarımızın dibinde olan-bitene bigâne mi kalacağız? İşte birlikte “yönetişim” budur: Kapımızın önünde bir şeyler cereyan ediyor… Bu oluşum, sadece cari iktidarın çözümlemesi gereken bir sorun değildir. Muhalefet partileri ve bu partilere teveccüh eden yurttaşlar, olan-biten süreç karşısında tepkisiz mi kalacaklar?

Parlamento ne işe yarar? Yasa çıkarır. Tamam da… Bu kadar mı? İstişare, müzakere nerede? Milletin kendilerini temsilen gönderdiği parlamenterler/siyasetçiler, neden birlikte yönetişime meftun olamıyorlar, anlamış değilim.

Türkiye Cumhuriyeti’nin dış politikada “duygularıyla” hareket etme lüksü var mı? Yok.

Türkiye’nin BİDEN yönetimiyle nasıl bir dış politika izleyeceği de merakla beklenmekte.

Türkiye’nin bundan sonra AB ile de nasıl bir ilişki ağı içinde olacağı da kamuoyu tarafından merakla beklenmekte. Avrupa Birliği, bizim yıllardır girmeyi beklediğimiz bir sevda hâlini almış durumda. Birlik, hiçbir zaman Türkiye ile olan ilişkilerinde samimi ve yapıcı davranmadı. Her hükümet değişikliğinde havuçsopa misali ilişkileri gergin bir aksa sabitledi; ülkemizden tavizler koparamadığında ise, üyelik kriterlerini ve şartlarını, ülkemizin önüne engel olarak sürdü.

* * * *

TÜRKİYE ve AB, GÜMRÜK BİRLİĞİ ANLAŞMASINI 1995 yılında imzaladı. Avrupa Birliği ile Türkiye arasındaki ilişkiler, tıkanma yaşanmasından ötürü, GÜMRÜK BİRLİĞİ (GB) ANLAŞMASI uzun süre devam etmek zorunda kaldı. Avrupa Birliği bu zamana denk üç kez genişleme yaşadı. Üye sayısını 15’ten 28’e çıkardı.

Bu bağlamda, Türkiye ve AB arasında imzalanan GB Anlaşması ülkemize tavizkâr politikalar izlettirmiştir.

Avrupa Birliği genelde, özelde Birliğin önde gelen devletleri, sürekli olarak ülkemizi oyaladılar. Ahde-vefa hasletinden bihaber vaziyette ülkemizi oyalayarak, sürekli olarak ülkemizden taviz koparmak peşinde oldular.

O yüzden son dönemlerde dış politika alanındaki tartışmalar açısından, daha aklıselim ve rasyonel davranmak zorundayız.

Avrupa Birliğinin Yunanistan tarafında olması, bölgede döndürülen kirli politikalarda, tehditkâr dili zaman zaman kullanması…

Siyasetçilerimizin millî meseleler indinde daha kucaklayıcı, uzlaşmaya yakın, ortak bir noktada, daha doğrusu “asgari müştereklerde” buluşulması açısından önemlidir.

Artık dünya düzeni değişiyor. Soğuk Savaş döneminin düzeni geride kaldı. Çift kutuplu dünya düzeninden tek kutuplu düzende, neoliberal politikalar vasıtasıyla dünya şekillendirildi.

Bu bağlamda…

Rusya’nın ve Çin’in 2000’li yıllar boyunca yükselen dış siyaset performansı, ABD’nin başını çektiği dünya jandarmalığı siyasetinin dengelenmesine neden oldu.

İşte tüm bu değişen paradigmalar çerçevesinde, artık söz oyunlarıyla ülkemizin dış siyasetini çıkmaza sokmaya gerek yok. Herkesin ağzında dolaşan cümle ne: Türkiye’nin bulunduğu konum itibariyle jeo-stratejik ve jeo-politik öneme sahip olması.

O zaman…

Türkiye’de “eksen kayması” yaşanıyor ya da Türkiye yönünü doğuya dönüyor, demenin akılla izahı olamaz.

Şu bir gerçek: Dünya üzerinde bulunan güçlü ve oyun kurucu devletlerin hiçbirinin ilişkilerinde duygusal hareket etmedikleridir. İşte bu yüzden ülkelerle olan ilişkilerimizde dostane zaviyeye değil, menfaatlere bakmak elzem gelmektedir.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

Giriş Yap

Elazığda Bugün ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!