Dünya, insanlık tarihinin gördüğü en ikiyüzlü, en alçakça ve en kanlı tiyatrolarından birine sahne oluyor. Karşımızda "demokrasi" ve "insan hakları" masallarıyla dünyayı uyutan, ancak perde arkasında coğrafyamızı bir kan gölüne çeviren karanlık bir ortaklık var: Amerika ve İsrail. Bu ikilinin kirli emelleri uğruna bölgemizde sergilediği vahşet, artık hiçbir diplomasi kılıfına, hiçbir jeopolitik yalana sığmayacak kadar iğrenç bir boyuta ulaşmıştır.
Mesele sadece sınırların değişmesi veya enerji koridorlarının ele geçirilmesi değildir. Mesele, bu coğrafyanın geleceğini, umudunu, yarınlarını kökünden kazımaktır.
Okul Sıralarında Parçalanan Hayaller
Bugün Gazze’de, Lübnan’da ve Ortadoğu’nun dört bir yanında gökten ölüm yağıyor. O bombaları atan uçakların gövdesinde Davut Yıldızı olabilir, ama o bombaların üzerinde Amerikan mühürleri var! Washington’un finanse ettiği, Tel Aviv’in tetiğini çektiği bu ölüm makinesi, askeri hedefleri değil; doğrudan insanlığın vicdanını vuruyor.
Üzerinde Amerikan menşei yazan füzelerle, okul sıralarında kalem tutması gereken elleri koparılan, hayalleriyle birlikte paramparça edilen o küçük kız çocukları... Enkaz altında kefensiz yatan o masum bedenler, bu kanlı ittifakın "yeni dünya düzeni" dedikleri o kirli projenin temel taşlarıdır. Bebek katilleriyle, onlara milyarlarca dolarlık silah sağlayan takım elbiseli vahşiler, bu coğrafyaya ölümden başka hiçbir şey vadetmiyor.
İran’ın Acı Dersi: Ülkesini Satanlar ve Çöken İstihbarat
Ancak bu kanlı senaryonun en çarpıcı, en dehşet verici ayağı sadece atılan bombalar değil. Düşman sadece gökyüzünden gelmiyor; düşman zaten içeride bekliyor!
İran tablosuna çok iyi bakmak zorundayız. Bölgenin en kapalı, en aşılmaz sanılan askeri ve istihbari yapılarının nasıl kevgire döndüğünü hep birlikte izliyoruz. Şifreleri nasıl kırdılar? Sınırları nasıl aştılar? Cevap çok acı ve çok net: İçeriden!
Bir ülkenin istihbaratı zafiyet veriyorsa, en mahrem odalarına kadar sızılabiliyorsa, bunun tek bir açıklaması vardır: Ülkesini satanlar, üç kuruş menfaat, siyasi hırs veya makam uğruna vatanını pazarlayan hainler! Şunu asla unutmamak gerekir; dünyanın en güçlü ordusuna da sahip olsanız, kalenin kapısını içeriden açan bir hain varsa, o kale düşmeye mahkumdur. Düşman, füzelerinden önce parasıyla, ajanlarıyla ve vaatleriyle o ülkenin sinir uçlarını, karakteri zayıf adamlarını satın almıştır.
Son Siper Türkiye: Siyasi Görüşü Bırak, Bayrağa Sarıl!
İşte bu yüzden, Ortadoğu alev alev yanarken, sınırlarımızın hemen ötesinde ülkeler paramparça edilirken ve iç savaşlar körüklenirken, Türkiye’nin durduğu yer bir beka meselesidir.
Ateş çemberi daralıyor. Bugün Türkiye için mesele; sağcı olmak, solcu olmak, muhafazakar veya seküler olmak meselesi değildir. Mesele, iktidar veya muhalefet kavgası hiç değildir! Çünkü gökten yağan o Amerikan ve İsrail füzelerinin üzerinde hiçbir siyasi partinin amblemi yazmıyor. O bombalar, düştüğü yeri ideolojisine göre ayırmıyor.
Eğer devlet zaafa uğrarsa, eğer millet içeriden bölünürse, o savunduğunuz siyasi fikirleri tartışabileceğiniz bir vatanınız, altında özgürce nefes alabileceğiniz bir bayrağınız kalmayacak! İran’ın düştüğü istihbarat zafiyetlerine, "ülkesini satanların" yarattığı tahribata düşmemek için iç cepheyi çelik gibi sağlam tutmak zorundayız.
Gün; bütün farklılıklarımızı, bütün kırgınlıklarımızı ve siyasi hesaplarımızı bir kenara bırakıp, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin etrafında etten bir duvar örme günüdür. Bizi birbirimize düşürmeye çalışan etki ajanlarına, içimize nifak tohumu eken provokatörlere ve ülkemizi zayıf düşürmek isteyen küresel çetelere verilecek tek bir cevabımız var: Biz buradayız, bir aradayız ve bu son kaleyi asla teslim etmeyeceğiz!
Ümit Albayrak
Toplumsal analizleri ve özgün bakış açısıyla ajansımızın vizyoner kalemlerinden biri.
Tüm Makaleleri Görüntüle