Gölge Etmeyin

Abone Ol
Daha Fazla

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Kadınlar gününün bize, dünyaya nereden geldiğini hemen herkes biliyor artık.

New York’ta 1857 yılında bir dokuma fabrikasında greve giden işçilerin, polisin saldırısına uğrayarak fabrikaya kilitlenmeleri. Sonrasında çıkan yangında çoğunluğu kadın tam 129 kişinin ölmesi.

Yani olay bu.

Esasında gerçekten bir dram. Kutlanacak nesi var, anlayamıyorum. Bu olayı, unutturmamanın kuyumcu ya da çiçekçilerle ne alakası var, onu da bilmiyorum.

Diyelim ki kadınlara bir jest yapılmalı ki, bu da hiç iç açıcı değil. Nasıl ki erkekler günü diye bir şey yoksa, kadınlar günü de olmamalı diye düşünüyorum bir kadın olarak. Erkek egemen toplumda iyi bir şey olsa, emin olun ‘erkekler günü’ haftada bir gün kutlanırdı.

Öyleyse çok anlamlı değil, hiç gereği de yok.

Erkekler, kadınlar gibi detaycı ve inceliklere sahip değildir, yani yaratılışları kıyaslandığında; kadınlar dünyaya güzellik, incelik, barışçıl ve farklı bir zekayla bakabilen yaratıklardır. Nasıl oluyor da böyle bir güne razı olabiliyorlar?

Bu kadar detaycı ve farklı düşünebilen ve artık günümüzde ekonomik özgürlüğünü kazanmış kadınları, bir günlük ilgiye mecbur bırakan sistemi neden kabul ediyoruz?

Bugüne kim karar vermiş?

“1921 yılında Moskova’da toplanan kadın konferansının ardından bir karar çıkmış ve 8 Mart artık ‘Dünya Emekçi Kadınlar Günü’ olarak kutlanmaya başlanmış.”

Bu kutlamalardan mutlu olan taraf, gelir düzeyi yüksek olanlar için kuyumcular, daha alt seviyede çiçekçiler, takı toka işleri, bir de bundan bihaber olan bir grup daha var ki, bu sıralamaların hiçbirine girememiş.

Neticede değişen hiçbir şey olmuyor, ertesi gün herkes kaldığı yerden hayatına devam ediyor.

Kadına değer vermek bu mudur?

Bir sebepten hayatlarını kaybetmiş kadınlar üzerinden tertiplenen eğlenceler, yemekler, hediyeler…

Oysa bizim örf, adet, dinimizde kadına sınırsız verilen değerlerden söz edilememesi bile çok enteresan.

“Cengiz Han hanlarına, “Ben Hanlar Han’ı Cengiz Han, hepinizin hanıyım”, eşini göstererek; “Bu da benim HAN IM” demiş. İşte erkeklerin “eşim” anlamında söyledikleri “hanım” kelimesi buradan geliyor…”

İşte bizim örfümüz, ananemiz… Bu değer değil midir?

Ya dinimiz; o yüce peygamber Hadisi Şerif’te; “Cennet anaların ayakları altındadır.” diyor. Bu sadece bir tanesi. Ayetlere ve diğer hadislere girmeyeceğim.

Her şeyi bir kenara bırakalım, yakın tarihe gelelim. Büyük önder Atatürk’ün Cumhuriyet kurulduğunda yaptığı devrimlerin en önemlilerinden biri, kadına seçme ve seçilme hakkı vermesi değil mi?

Madem kutlanacak bugünün tarihinde kutlansın. Batıya örnek olacak bir devrim değil miydi sizce de?

Kadına değer vermek ne çiçekle ne mücevherle ne de bir güne sığdırmakla olur. O zaten yaratıcı tarafından değerli yaratılmıştır. Sizlerin ona yaptığınız davranışlar, sadece sizin değerinizi gösterir.

Öyle güzel insanlar tanıyorum ki; dünyayı birbirine cennet eden…

Her şey elimizde, bunun için bir tarihe lüzum yok. Lütfetmeyin…

GÖLGE ETMEYİN, BAŞKA İHSAN İSTEMİYORUZ KİMSEDEN.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

Giriş Yap

Elazığda Bugün ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!