Araf’ta Kalmak!

Pink and White Valentine's Day Twitter Post Kopyası (13)
Daha Fazla Göster

Koronavirüs salgını tüm dünyaya sadece bir sağlık tehdidi olarak değil, yaşam sahalarımızda da değişime neden olacak kadar tesir etti.

Zaman ve mekân duygusundan tutunda… Her türlü gündelik yaşam alışkanlıklarımız zorunlu “dönüşüme” tâbi tutulmakta.

Her şeyi geçmişle kıyaslar olduk. Evet, yirmibirinci yüzyıl çok daha farklı bir çağ. Bilgi temelli toplumlarınEndüstri Toplumu olmanın karakteristik özelliklerini değiştirdiği bir dönem. Yüksek ve ileri teknolojinin yaşamlarımızı “başkalaştırdığı” bir tecrübeyi, pandemi hâliyle beraber daha fazla duyumsar olduk.

Teknoloji ile pek haşır neşir olduğum söylenemez. Ama, yekten söyleyeyim, “teknoloji düşmanı” değilim. Yaşım 41 olmasına rağmen, yani yaşça çok geçkin olmasam da, teknolojinin alıp götürdükleri noktasında, az-buçuk afallamalar yaşamaktayız.

Yirmibirinci yüzyıl, bilgi ve teknolojinin çok hızlı bir biçimde yenilendiği ve tüketildiği bir dönem. Zaten, 2000’li yılların ilk başlarından beri, hem ülkemizde hem de dünyada yaşam tarzlarımız bağlamında bir “yapılandırma” gerçekleşmekteydi. Dijitalleşen dünyanın, hani deyim yerindeyse, “dijital yurttaşları” olmuştuk.

Sanal uygulamalar vasıtasıyla birçok resmi iş ve işlemler; işte e-devlet uygulamaları, zaman ve mekân değişimine gitmeden, oturduğumuz yerlerden bir parmak hareketiyle yapılabilmekteydi. Gerçeklikle sanallık arasında acaba bir “denge” kurabildik mi? Aslında, teknolojiye ne mersiye ne de taşlama yapıyoruz! Dengeyi kurmakta zorlanıyoruz. Düşünsenize, bundan 15-20 yıl önce el kadar telefonlarımızın olabileceğini tahayyül edebiliyor muyduk?

Evet, bilim-kurgu filmlerinde insanların hayal güçlerini zorlayan, insanları gelecek perspektifinde sorgulamaya iten yapımlar üretiliyordu. Zaten, dediğim gibi, 2000’li yılların başıyla beraber teknoloji bombardımanına tutulduk. Sohbet programları, arkadaşlık siteleri vb. derken, teknoloji odaklı bir yaşama ram olduk. Belki, benim arayışım geçmiş değil; ama geçmişte yaşamımızın içinde birebir yer alan “öze” dokunan değerler.

*  *  *

Değişim ve gelişim iyi bir ilerlemedir kuşkum yok. Ama, bu değişim ve gelişim insanlığın çıkarına olduğunda, söylenecek söz bulmak zorlaşıyor. İşte, Koronavirüs salgınından kurtulmak adına, bilimsel araştırmalar ve faaliyetler hız kazandı. Almanya’da iki Türk bilim insanının, Koronavirüs salgını için aşı bulup üretmelerinden sonra, yine iki Türk bilim insanının aynı şirketinin MS rahatsızlığı için çalışmalarda bulunması, bunlar tüm dünya toplumlarının menfaatinedir.

Bazen, bu yenilikler hep insanlığın çıkarına olmaz. Bilimsel ve teknolojik çalışmalar, kendilerini dünyanın egemenleri ve sahipleri sanan kötü niyetli mahfillerin ellerinde yeri geldiğinde “Atom Bombası” olarak tezahür edebilmektedir. Dediğim gibi, bilimsel faaliyetler, ar-ge çalışmaları, keşke asude bir dünya yaşamına odaklansa ve tüm insanların “ortak saadeti” gözetilse. Ben, nedense çok çocuksu bir ruha sahibim. Her şeyin tek düze olmasını düşlüyor ve karanlığa imkân tanınmamasını arzularken, işte bazen insanlık ettiklerinin ederini yine kötü insanlarca buluyor.

Tıp alanında yapılan çalışmalar ve yenilikler, hep insanlığın gelişimi ve ortalama insan ömrünün arttırılması adına. Bu tür yenilikler bende ziyadesiyle memnuniyete neden olmakta. Benim üzüntüm ve bu döneme yönelik endişelerim daha çok, “duygusal”! Aslında, daha önceki yazılarımda da söz etmiştim: Yüzyüze ilişkilerimizin yerinde bundan sonra yeller esecek. Gerçekten mi böyle? Ben, artık yüzyüze hasbıhâl’e özlem duymaktayım.

Ne olursa olsun, dönemimiz teknolojik tabanlı olunca, insana dair ve insana dokunan “şeyler” de soğuk, yani teknolojik bazlı yavan olmakta. Nerede o mahalle sokaklarında saatlere varan sohbetler, nerede o park ve bahçelerde oynanan oyunlar. Bu teknoloji bizlerin kültürel değerlerini de “aşındırmakta”… Eskinin, insana has olan o güzel harslarımız; karşılıksızca ve içten yapılan alışverişler… Sokaklar dedim… Benim dönemimde sokaklar ve mahalle araları, böyle güvensiz ve tehlikeli değildi. Sayamayacağımız kadar araç yoktu. Zeytinliklerde top koştururduk.

Neyse…

Belki de çok fazla “nostaljik” takıldım. Ama, emin olun yer yer ve yıllar ardı ardına yıkıldıkça, eskiye olan özlemimiz ve hasretimiz büyük olacak.

Umarım…

Araf’ta kalmayız.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

Uygulamayı Yükle

Uygulamamızı yükleyerek içeriklerimize daha hızlı ve kolay erişim sağlayabilirsiniz.

Giriş Yap

Elazığda Bugün ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!