AB Hedefi ve Laiklik

featured
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Şimdiden yani yazıya başlarken ifade edeyim, yine belki sıkıcı bir yazı olacak, konumuz yine yeniden “laiklik”… Bu bağlamda, bu konudan sıkılanları uyarmak istedim. Ne yapalım gündem aynı şeyler üzerinden döndürülüyor.

AB ile ilişkilerimizde ve birliğe entegrasyon süreçlerinde gözden kaçırmamız gereken husus, ilişkilerimizin bizim laik bir devlet olma düsturundan yürüyeceğidir. Bugün çok hevesli olduğumuz Brüksel yolu, bir bakıma “laiklik” ilkesi üzerinden döşenebilir.

Bildiğimiz gibi, laiklik, din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılmasıdır. Din kurumunun devlet işleyişine müdahale etmemesi, yine devlet aygıtının din ve vicdan konularına müdahale etmemesidir. Bu bağlamda laik devlet, her çeşitten inançlara ve inananlara “eşit mesafede” olan devlettir.

Yine bu bağlamda, laiklik tartışmalarında en büyük kutuplaşma, kişinin dindar veya seküler olabileceğidir. Devletlerin ise herhangi bir şekilde laiklik üzerinden ne inanç ne de inançsızlığı dayatamayacağıdır. Ülkemizde bildiğiniz gibi 18 yıldır muhafazakâr bir iktidar var. Zaten tartışmalar burada düğümlenmekte: Laik bir devletin cumhurbaşkanının Kur’an-ı Kerim okuması, imam hatip lisesi hassasiyeti vb. durumlar, hep tartışmaya neden olmuştur.

Bu çerçeveden bakıldığında, laiklik, rejim ve inanç hususları üzerinden hercümerç olmuş bir ortamda yıllardır bitmek bilmeyen konuların boğuculuğunda istikamet aramaktayız. Kamualanı ve mahalle baskısı tartışmaları da bu yumağın devamı bağlamındadır. Devletler, anayasaya ve yasalara bağlı kalınarak idare edilir. Bir devlet başkanının inançlı olması veya olmaması yönünde, devletin işleyişi bakımından ne sakınca vardır, bilemiyorum çünkü, ben ne teologum ne de anayasa hukukçusu.

Dediğim gibi, AB ile münasebetlerde laiklik, bizim ilkemiz ve mihmandarımız olmak durumundadır. Bizim hedef ve istikametimiz “Batıcılık” değil, muasır medeniyettir.

İşte bunun için, Avrupa ile ilişkilerimizde ve yine yükselen bir devlet olabilmek için laikliği şu şekilde görmek ve okumak durumundayız:

Laiklik, belki zorunlu olarak “demokrasiyi” içene almayabilir ama demokrasi, “laikliği” içermek durumundadır.

Laik bir kişi, demokrasiden yana tavır koymayabilir ama yine demokrat biri, son tahlilde “laik” olmak zorundadır.

Demokrasi, laiklikten daha geniş ve daha kapsamlı bir olguya tekabül eder, ve yine laikliği kapsam içine alır.

Bu bağlamda, bir demokrasiyi, diktatörlük biçimlerinin en berbatı olan “çoğunluk diktatörlüğünden” ayıran en önemli faktör “temel insan hak ve özgürlükleri”dir.

Yine, bu paralellikte devam edersek, inanç ve ifade özgürlüğü temel insan hak ve özgürlüklerinin “en başında” gelir.

Yine, demokrasinin “olmazsa olmaz” koşullarından biri laikliktir bence, bir diğeri ise temel hak ve özgürlüklerdir. Demokrasi, bir yaşam biçimi, insanların toplu yaşam içinde ulaşabilecekleri en makul bir idare rejimidir.

Belirli çevrelerin kanıksadığı biçimde, yani artık bir önyargı hâline gelen laiklik, ne olursa olsun “dinsizlik” değildir. Bu bağlamda, laik devletdini reddeden değil, tam tersine dini kabul eden ve yine herkesin kendi inancında serbestliğini güvence altına alan devlettir.

Demek ki, laiklik, sadece, din ve devlet işlerinin ayrılması değil, devletin insana inançları hususunda baskı yapmaması ve başkalarının baskı yapmasını da önleme ilkesidir.

Kendi açımdan bakarsak, laikliği, “demokratik ve özgürlükçü” bir model ile yorumlayarak, Ankara’dan Brüksel’e bir köprü kurmak olanaklıdır.

Laiklik ve demokrasi, yukarıda ifade ettiğim gibi birbirleriyle ilişki içindedir. Laik devlet, kimsenin inançlılığına-inançsızlığına müdahale etmeden, devlet işlerini anayasa ve yasalar muvacehesinde yürütür.

AB Hedefi ve Laiklik

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Giriş Yap

Uygulamayı Yükle

Uygulamamızı yükleyerek içeriklerimize daha hızlı ve kolay erişim sağlayabilirsiniz.

Giriş Yap

Elazığ Haber Elazığ Haberleri Elazığ Son Dakika Elazığ ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!