Türkiye, Ekonomi, Siyaset ve Bağımlılık

featured
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Yine aynı konular etrafında döneceğim.

Ne yapabiliriz…

Ekonomisi ve siyasal yapısı…

Kırılgan ülkelerde…

Maalesef, çeneleri yoran sorunlar değişmiyor.

Kutuplaşma…

Saflaşma…

İdeolojilerin körlüğüne ram olma…

Yabancılaşma/yabancılaştırılma…

Şunu kabul etmek zorundayız…

Ki ben bile bazen ülkemizin bu tip bir nitelemeyle yaftalanmasına içerliyorum ama, hakikatler bazen böyle insanların yüzüne tokat gibi çarpar:

Türkiye, hâlen gelişmekte olan/gelişen ülke konumunda.

20 yıla yaklaşan tek parti iktidarı olmasına rağmen ve zaman zaman zorluklarla karşılaşılmasına rağmen iktidarını tahkim eden ve koruyan bir tek parti iktidarına rağmen…

Türkiye bir türlü…

Anayasamızda da yazdığı doğrultuda, “demokratik” “sosyal hukuk” devleti temellerini yükseltemiyor.

Gerçekten de belki bu soyut kavramların, insanların tecrübe ettikleri çilelerle ve sorunlarla ne alakası olabilir diye düşünenlerimizin hâlâ varbulunduğuna istinaden…

Kesinlikle var.

Artık bugün “kendi kendine yeten bir ülke” durumunda değiliz. Üretmek ve katma değer sağlamak, bir ülkenin büyümesi ve gelişmesi açısından büyük öneme haizdir.

***

Yıllardır söylediğimiz ve söylenen bir şey var: Türkiye ekonomisi üretim odaklı büyümüyor. Katma değeri yüksek üretim yapmıyoruz. Yoksa yapamıyoruz mu demek lâzım?

Klişe bir şey ama buraya tekraren not düşeyim:

Demokratik olgunluğu yeşertememiş, hukuk devletinin temellerini oturtamamış devletlerde; ekonominin de siyasal çalkantılardan siyasal çalkantıların da ekonomiden etkilenme potansiyeli ziyadesiyle fazladır.

Yine çokça yazılarımda ifade ettim. Türkiye ne tek başına bir ormanda ne de ot bitmez bir çölde hüküm sürüyor. Türkiye olarak 180 ülkenin varolduğu bir gezegende hem siyasi faaliyetlerde bulunuyoruz hem de ekonomik işbirlikleri için yoğun çaba harcıyoruz.

Demek istediğim, güven ve size olan teveccühün yüksekliği, sizin o ülkelerde bıraktığınız “itibarla” doğrudan ilintilidir.

Türkiye, Uluslararası Şeffaflık Örgütü’nün “Yolsuzluk Algı Endeksinde”, 180 ülke arasında 86’ıncı sırada yer almış. Bu bağlamda, Türkiye, bu endekste son 8 yıl içinde en çok gerileyen 5 ülke içinde sıralanmış.

Bir diğer önemli endeks FREEDOM HOUSE tarafından yayımlanır. Freedom House’un 2021 raporuna göre, 2005 yılında “özgür olmayan ülkelerin” sayısı 45 iken, 2020 yılında 54’e yükselmiş. Türkiye, Freedom House endekslerinde 1970 yılından beridir “kısmen özgür” statüsünde yer alan bir ülke idi. Darbeler döneminde bile bu konumunu muhafaza eden Türkiye, 2017 yılında “Başkanlık Sistemi”’ne geçişle birlikte “özgür olmayan” ülkeler statüsüne geriledi. Bahsettiğim rapora göre, Türkiye, son 10 yıl içinde toplam 31 puan kaybederek, Afrika ülkesi Mali’den sonra dünyada özgürlüklerin en çok gerilediği ülke konumuna erişmiş.

Şimdi bunlardan bana ne diyebilirsiniz? Evet, kabul ediyorum Batı dediğimiz ülkelerin, ne kadar kaypak bir zeminde ne kadar riyakârca davrandıklarını biliyoruz. Bu hani çok kutsadıkları kavramlar var ya; “demokrasi”, “insan hakları ve özgürlük”, “hukuka riayet”, “şeffaflık”, “hesap verebilme”…

Ama ne ki işte bu olgular üzerinden Batılı sermayedarların Doğu’ya bakışları netlik kazanıyor.

Şöyle elinizi vicdanınıza koyun ve gönül rahatlığıyla söyleyin, el parasının olmadığı sektör ve firma Türkiye’de var mı? Dahası, yabancı sermayenin desteğinden bağımsız yatırım yapabilme olanakları, şuanki ortamda mümkün mü?

Türkiye, Ekonomi, Siyaset ve Bağımlılık

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Giriş Yap

Uygulamayı Yükle

Uygulamamızı yükleyerek içeriklerimize daha hızlı ve kolay erişim sağlayabilirsiniz.

Giriş Yap

Elazığ Haber Elazığ Haberleri Elazığ Son Dakika Elazığ ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!