Beyin ve Beden Sağlığı

Daha Fazla Göster

Beslenme; hayatımız için vazgeçilmezdir, olmazsa olmazıdır. Sağlıklı beyin için ne yapalım denince çoğumuzun aklına hemen ne yiyelim, ne içelim sorusu gelir. Vücut için belki ama konu beyin olunca yeme-içme tek başına yeterli değildir.

    Gerek vücudumuz gerekse beynimiz konusunda doğru beslenme adına örnek alacağımız yer doğada yaşayan canlılardır. Doğada yaşayan canlılara baktığımızda beslenmeleri için gerekli besinler sürekli ve tükenmez  bollukta değildir. Bizim atalarımızda doğadaki canlılar gibidir. Buldukça yiyebildiği kadar yiyebilme, yiyecek bulabilmek için bolca hareket etme, yiyecek bulamadıkları uzun dönemler boyunca da açlığa karşı vücudun savunma mekanizmaları vardı.     

       Günümüzde bizleri nelerin hasta ettiğine bakarsak; aşırı yeme, habire tıkıştırma, sağlıksız besinler, hareketsizlik, yüksek kalorili besinler ve hiç aç kalmama, stres vs….

     Bu açıdan bakıldığında günde üç öğün yemek yeme doğru değildir. Doğadaki canlılara ve atalarımıza bakarsak birkaç öğün aç kalmak çok sık karşılaşılan bir durumdur. Vücudumuz aç kaldığında; büyüme hormonunu  salgısı artar, beynimiz başta olmak üzere yeni hücre üretme işlerine yoğunlaşır, sindirim sistemimiz temizlenip yenilenir, bağışıklık sistemimiz güçlenir, bedendeki  yağ dokuları yakılır. Tıbbi olarak ömrümüzü uzatan faydalardan biridir açlık. Bu yüzden birçok Avrupa ülkesinde insanlar haftanın bir veya iki gününü aç olarak geçirirler ve buna sağlık orucu adını verirler. 

     İnsan olarak hem etçil hem de otçul canlılarız. Diş yapımız, sindirim sistemimiz, bağırsakların uzunluğu ve yapısı itibariyle hem et hem de ot ile beslenme imkânına sahibiz. Bedenimizi ve de dolayısıyla beynimizi az et ve daha çok bitkisel besinlerle beslemeliyiz. Hergün et yemek doğamıza aykırıdır. Hiç et ve hayvansal ürünler tüketmemek de doğamıza uygun değildir. Bu sebeple haftada bir defa veya çok seviyorsak maximum  iki defa et tüketebiliriz. Bu miktar yeterli hayvansal protein ihtiyacını karşılamaktadır.

    Yanlış beslenmeler ile vücudumuzun orjinal ayarlarını bozmuş bulunmaktayız. Uzak atalarımızın günlük yiyeceklerini; doğada bulabildikler kadarıyla sebzeler, meyveler, hayvansal ürünler ve yemişler gibi temel gıdalar oluştururken, ekmek, pirinç, bal, şekerli tatlılar, işlenmiş hertürlü besin, genetiği değiştirilmiş gıdalar, katkı maddeli yiyecekler ise günümüzde sofralarımızın vazgeçilmezi haline gelmiştir. Ayrıca günümüzde endüstriyel beslenme ve hareketsizlik sebebiyle bedenimizin biyolojik dengesini ileri derecede bozmuş bulunmaktayız. Orjinal ve doğal beden ayarlarımız ile yaşıyor olsaydık, doğada canımızın istediğini yememiz, sağlıklı olmak için yeterliydi. Ancak bugün bedenimize yüklediğimiz yüksek kalorili, biyolojik yararı düşük olan besinler ile beslenmekteyiz. Demekki ayarları yeniden güncellemek gerekir. Bunun için herkesin yapacağı temel uygulama; hayatımızdan karbonhidratları yani şekerin her türünü, buğdaylı, unlu, hamurlu hertürlü besini çıkarmak gerekir.

      Aşırı ve sürekli karbonhidrat tüketimi ile yağ birikimine, bedenin biyolojik yapısındaki değişikliklere ve hormon sisteminde bozukluklara sebep olmuş oluyoruz.

Bütün bu sebeplerden dolayı;
beynimiz başta olmak üzere tüm vücudumuzdaki birçok sistemin çalışması da olumsuz olarak etkilenmiş olur.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

Uygulamayı Yükle

Uygulamamızı yükleyerek içeriklerimize daha hızlı ve kolay erişim sağlayabilirsiniz.

Giriş Yap

Elazığda Bugün ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!