Hangisi Bizim Hayatımız

Daha Fazla Göster

Bugünkü yazımda iki örnek vererek sağlığımız  üzerinde etkili olan bazı faktörleri sıralamak istiyorum.

Şöyle düşünelim:  ilimizin uzak bir köyünde bir bebek normal doğum ile dünyaya gelir. Birbuçuk iki yıl boyunca anne sütü ile beslenir. Büyürken şehir kültürünün ürettiği market gıdalarından, hazır yemeklerden, fast-food tarzı besinlerden, market meyve sularından, gazlı içeceklerden, katkı maddeli yiyeceklerden yemez. Öğünleri genelde köyde doğal yetişen sebze-meyve, köy hayvanlarından elde edilmiş yumurta, süt, süt ürünleri ve etten oluşur. Yine kışın ise cebinde yaz güneşinde kurutulmuş meyveler olan dut, ceviz, badem ile dolaşır. Köy işlerini yapar, fiziksel aktivitesi yeterlidir. Köyün havası temizdir, hiç kirlilik yoktur. Her hasta olduğunda antibiyotik almaz. Bunun yerine köyün dağlarında topladığı otlardan faydalanır. Yediği, içtiği, soluduğu herzaman doğaldır. Dolayısıyla kirli olmayan, asidik olmayan arınmış bir vücuda sahiptir.

     Bu kişide otizm, dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu, astım, depresyon, demans gibi hastalıklar çok yüksek ihtimalle görülmeyecektir. Fiziksel ve zihinsel aktivitesi hep yerinde olacaktır. Yaşadığı yerde gecelerini televizyon karşısında, ellerinde telefon ile geçirmeyecektir. Bütün köy halkı birbirini tanırlar, sık sık biraraya gelirler, çok sosyaldirler. Bu sebeple bu kişi yüksek ihtimalle depresyon, demans, parkinson gibi ciddi beyin rahatsızlığı yaşamayacaktır. Bu köyde wi-fi ağları, yüksek gerilim hatları, mikro dalga fırınları yoktur veya çok çok azdır. Bu köydeki insanların zihinsel, ruhsal, fiziksel aktiviteleri tam olurken ömürleri daha uzun ve sağlıklıdır. Şehir insanına göre daha az kanser, daha az kalp hastalığı, daha az nörolojik hastalıklar görülür.

Bir de şehirde doğan birine bakalım. Annesi istediği için sezaryen ile dünyaya merhaba eder. Anne sütü yetmez veya yoktur. Mama ile beslenir. Çocukken çok sık bademcik, kulak, boğaz enfeksiyonu geçirir. Her defasında en az bir bazen iki antibiyotik kullanır. Hafif bir soğuk algınlığında bile antibiyotik şişeleri bitirilir. Marketler ve fast-food satış yerleri ayaklarının altındadır. İşlenmiş gıdalar, katkı maddeli besinler, rafine şeker, sağlıksız fast-food tarzı yiyecekler ile beslenir. Biraz büyüyünce obezite sorunu başlar. Evde wi-fi ağları, herkeste cep telefonları, her yerde televizyon, mikrodalga fırın vardır. Elektronik eşyaları kullanmakta ustalaşır. Ancak bir türlü sosyalleşemez. Biraz daha büyüyünce depresyona girer ve antidepresan ilaç alır. Anksiyete, duygu-durum problemleri, davranış bozuklukları yaşar. Daha da büyüyünce anti sosyal hayatı yanına multiple skleroz, demans, parkinson gibi nörolojik hastalıklar eklenir. Bunlar olmazsa bile köydeki insanlara göre kalp hastalığı, kanser hastalığı, psikiyatrik hastalık görülme sıklığı çok fazladır.

     Burada neler oluyor?

Sorun, doğal hayat ile çoğumuzun yaşadığı doğal olmayan hayat arasındaki farkta yatıyor.

    Herhangi bir insanın yaşam süresinde bazı hastalıklar için hayatı boyunca taşıdığı veya taşımadığı risk üzerinde etkili olan birçok faktör vardır. Bu faktörlerin bira raya gelmesi riski daha da arttırmaktadır. Bütün bunlardan sonra zorunlu olarak şehir hayatını yaşamaktayken bu riskleri en aza indirmenin elimizde olduğunu düşünüyorum.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

Uygulamayı Yükle

Uygulamamızı yükleyerek içeriklerimize daha hızlı ve kolay erişim sağlayabilirsiniz.

Giriş Yap

Elazığda Bugün ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!